DEZENFEKTANLARIN ETKİNLİĞİNİ ÖLÇEN TESTLERİN BİRBİRLERİNE AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI

 

Yrd. Doç. Dr. Kayhan Çağlar

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Ankara

 

Yetersiz dezenfekte edilmiş olan endoskop ve diğer tıbbi aletlere bağlı sporadik infeksiyonlar ve salgınlar ara sıra bildirilmektedir. Pseudomonas, Salmonella, Mycobacterium gibi çeşitli ajanların etken olduğu bu yatrojenik olgular asemptomatik taşıyıcılıktan ölüme kadar gidebilmektedir. Bu aletlerin yeterli bir şekilde dezenfekte edilmesi ve dezenfektanların etkin olması önemli bir husustur. ABD’de piyasada bulunan dezenfektan ürünlerin %20 kadarının etkisiz olabileceği bildirilmektedir. Bu durum kısmen dezenfektanların etkinliğini değerlendirmek için halen kullanılmakta olan test metodolojilerine bağlanmaktadır. Yeni geliştirilen dezenfektan ürünler farklı test koşullarında test edilmelidir, bu da yeni ürünün maliyetini arttırmaktadır. Etkili bir dezenfektan seçimini komplike hale getiren faktörlerden biri piyasada çok fazla miktarda dezenfektan ürün bulunmasıdır. Bu ürünlerin herbiri de birçok mikroorganizmaya karşı etkili olduklarını (farklı test koşullarında) belirtmektedir.

Dezenfektanların etkinliği büyük ölçüde test metoduna göre değişmektedir. Farklı test metodolojileri farklı etkinlik sonuçları verebilmektedir. Deneylerdeki canlı bakterilerin sayımındaki yöntem farklılıkları dahi test sonuçlarını etkilemektedir.

1881 yılında Robert Koch tarafından ilk kez dezenfektan etkinlik testi yapılmıştır Bacillus anthracis sporları ipek bir sütür üzerinde kurutulmuş ve kontamine edilen bu ipek sütür çeşitli dezenfektanlara daldırılmış, sonrasında da sporların canlı kalıp kalmadığı buyyona pasajlanarak test edilmiştir. Bu deney, tanımlanmış olan ilk taşıyıcı testidir ve kalitatif olarak yapılmıştır. Deney sonunda en aktif ürün olarak civa klorür saptanmıştır (çok düşük konsantrasyonlarda dahi sporların canlı kalmasını engellemiştir). Bu deneyde sorun, rezidüel civa klorür kalıntısının ortamda kalması (civa klorürün bakteriyostatik kalıntılarının subkültür ortamında devam etmesine bağlı olarak) ve bunun sonucunda civa klorürün çok etkili olduğu sonucunun ortaya çıkmasıdır. Civa klorür ortamda birikerek dezenfeksiyonda kullanılacaksa bu test uygundur, ancak civa klorürün ortamdan uygulama sonrası hemen uzaklaştırılması isteniyorsa bu durum bir dezavantaj olmaktadır. Bu tarihten yaklaşık 10 yıl sonra süspansiyon testleri (kalitatif) geliştirilmiştir, böylece preparatın birkaç dilüsyonu ve farklı temas süreleri deneylerde kullanılmıştır. Daha sonraları fenol katsayısı testi geliştirilmiş ve test mikroorganizmaları standardize edilmiştir. Kalitatif süspansiyon testlerinde bir öze dolusu bakteri/dezenfektan karışımı pasajlanmaktaydı ve sonuçlar üreme var/yok şeklinde değerlendirilmekteydi veya semikantitatif olarak %99.9 öldürme (3 log redüksiyon faktörü) yeterli sayılmaktaydı (son yıllarda ise kantitatif süspansiyon testleri için 5 log redüksiyon faktörü yeterli görülmektedir). Bir süre sonra sabit bir hacim kullanılarak bu durum standardize edilmiştir, daha sonraları ise hayatta kalan bakteriler ile başlangıçtaki bakterilerin sayısını karşılaştıran gerçek kantitatif testler geliştirilmiştir. Bu testlerden sonra ise gerçek yaşam koşullarını taklit eden testler geliştirilmiştir.

Testlerde vekil mikroorganizmaların kullanılması genel bir avantajdır; çok fazla sayıda bakteriyi test etmek mümkün değildir; çok patojenik olanları test etmek pratik değildir. Ancak model suşlar dikatli seçilmelidir (test suşları grupları yansıtmalıdır). Mycobacterium tuberculosis’i temsil etmek için bazı mikobakteri suşları önerilmektedir (ancak deneylerde kullanılan M.bovis bacille Calmette-Guérin suşu M.tuberculosis’e göre dezenfektanlara daha duyarlı olabilmektedir). Her mikroorganizma türünü üretebilmek için spesifik besiyerleri (Middlebrook besiyeri, Mycobiotic agar, triptik soy agar, Columbia koyun kanlı agarı) kullanılır. Virus testleri bakterilere göre daha kompleks olup daha fazla laboratuvar ekipmanına ihtiyaç gösterir. Yapılan işlemler daha zahmetli, inkübasyon periyodu daha uzundur, değerlendirme işlemi daha zordur.

Dezenfektan testlerinde mikrobisidal aktivite log redüksiyon faktörü ile ifade edilmektedir. Log redüksiyon faktörü (RF) veya mikrobisidal etki (ME), dezenfektan maruziyeti öncesindeki mikroorganizma sayısının logaritması ile dezenfektanla muamele sonrasında canlı kalmış olan mikroorganizma sayısının logaritması arasındaki farktır. Bir dezenfektanın etkili olduğunun kabul edilmesi için belli bir süre sonunda (genellikle 1 dk) mikroorganizma sayısında 5 log redüksiyon faktörlük bir azalma (%99.999) olması gerekmektedir. Ancak bu durum daha çok süspansiyon testlerinde geçerli olup, diğer testlerde bazı modifikasyonlar yapılabilir. Örneğin biyofilm oluşturan bakteriler test edilirken, yapışmış olan bakterilere karşı dezenfektanların aktivitesinin belirlenmesinde 3 log’lug azalma yeterli olmaktadır (bakteriler yüzeye ancak 104-105/m2 düzeyinde yapışmaktadır).

İyi bir test, dezenfektanın uygulamadaki değerini ölçebilmelidir veya tahmin edebilmelidir. Dezenfektanlar çok farklı alanlarda kullanılmaktadır: yüzey, alet, su, atık dezenfeksiyonu, antisepsi (el, deri, mukozalar, yaralar), tıp, veterinerlik, tarım, besin endüstrisi gibi. Bütün bu alanları karşılayabilecek olan tek bir test yoktur. Bu nedenle dezenfektanın belirli bir alandaki kullanımına yönelik spesifik testler geliştirilmiştir.

Avrupa’da, Kanada’da ve ABD’de jermisid test metodolojisi geliştirmek ve dezenfektan/antiseptiklerin regülasyonu ve tescili için daha iyi standartlar ortaya koymak için devamlı olarak çaba sarfedilmektedir. Bununla birlikte halen standartlar açısından bölgeler ve ilgili kuruluşlar arasında bazı farklar vardır.

Dezenfektanların etkinliğini ölçen testler aşağıdaki şekilde sınıflanabilir:

a- Test yapısına göre dezenfektan aktivite ölçüm testleri

I- MİK (minimal inhibitör konsantrasyon) belirlenmesi

II- Süspansiyon testleri

III- Kapasite testleri

IV- Uygulama testleri

b- Amaca yönelik spesifik tesler

I- Yüzey dezenfeksiyonu

II- Alet dezenfeksiyonu

III- El ve cilt antisepsisi

El-cilt antisepsisi için veya amaca yönelik diğer testlerden herhangi biri için dezenfektan etkinliğini ölçen testlerin hepsi (MİK, kapasite, süspansiyon, uygulama) kullanılabilir. Bu testlerde bakterisidal, sporisidal, mikobakterisidal, fungusidal etki belirlenebilir. Testlerin çeşitli avantajları, kolaylıkları ve dezavantajları vardır.

 

 

I- Minimal inhibibitör konsantrasyon belirlenmesi:

Minimal inhibitör konsantrasyon (MİK) testi mikroorganizmanın dezenfektana duyarlılığını (artış olup olmadığını) kantitatif olarak gösterir. MİK antibiyotik direncini çok iyi gösterir, ancak dezenfektanlar için MİK testleri pek yapılmaz. Antiseptik ve dezenfektanlar için MİK sonuçları daha az önem taşır, dezenfektanın letal etkileri daha önemlidir. Dezenfektan etkinlik testlerinde mikroorganizmanın dezenfektan tarafından inaktive edilip edilmediği (öldürülüp öldürülmediği) veya dezenfektanın pratikte kullanılan ve mikroorganizmaların çoğunu inhibe eden konsantrasyonuna duyarlı olup olmadığı belirtilir. MİK sonuçları mutlak olarak pek bir anlam ifade etmezler; sadece MİK sonuçlarına bakarak dezenfektanın kullanılıp kullanılamayacağına karar verilemez. MİK değerlerinde artış olduğu halde dezenfektan halen etkin olarak kullanılabilir.

MİK testi bakterilerin dezenfektanlara duyarlılığının gösterilmesinde, bu duyarlılıkta değişiklik olup olmadığının kantitatif olarak belirlenmesinde kullanılabilir. Dezenfektanların hastanelerde yoğun bir şekilde kullanılmasına bağlı olarak (aynen antibiyotiklerde olduğu gibi) hastane patojenlerinin bu ürünlere direnç geliştirmesi son yıllarda ilgi çeken bir konudur. Dezenfektanlara azalmış duyarlılık hem uygulamadaki gözlemlere hem de laboratuvar sonuçlarına dayanmaktadır. Deneysel olarak klorhekzidinin subinhibitör konsantrasyonuna maruz bırakılan (gerçek yaşamdaki rezidüel etkileri taklit etmek için) P.aeruginosa’ya karşı klorhekzidinin MİK değerlerinde giderek artan bir yükseliş olduğu bildirilmiştir. MİK testi makrodilüsyon veya agar dilüsyonu yöntemi kullanılarak yapılmaktadır. Gelecekteki kullanım için disk difüzyon metodu ile ilgili de çalışmalar yapılmaktadır. Böylece deneysel olarak mikroorganizmanın dezenfektan ürüne olan duyarlılığındaki azalışı ve MİK değerlerindeki değişiklikler saptanabilmektedir.

MİK testi mikroorganizmaların dezenfektanlara duyarlılığını ve duyarlılıktaki değişiklikleri kantitatif olarak belirtmektedir. Ancak MİK testinin yapılmasında birçok sorun vardır. Bu testler tam olarak standardize edilememiştir, birçok teknik faktör sonucu etkileyebilmektedir, rutin olarak kullanılamamaktadır. MİK ile bakteriyostatik etkinin gösterilmesi bir diğer dezavantajdır (dezenfektanların bakterisidal olması beklenir).

 

 

II- Süspansiyon testleri:

En çok kullanılan testlerdir. En kolay yapılabilen dezenfektan etkinlik testi süspansiyon testidir (en önemli avantaj). Süspansiyon testleri kalitatif ve kantitatif olarak ikiye ayrılır. Bu testlerde belli hacimdeki bir bakteri solüsyonu belli konsantrasyondaki dezenfektan solüsyonuna eklenir. Belirli bir süre sonunda örnek alınarak inokulumdaki bakterilerin ölüp ölmediğine bakılır. Eskiden bu test kalitatif bir şekilde yapılmaktaydı: dezenfektan ile bir öze dolusu bakteri karşılaştırılır ve sonrasında da bir öze dolusu bakteri/dezenfektan karışımının buyyona subpasajı yapılırdı (işlem sonundaki canlı kalan mikroorganizmaları saptamak için). Kalitatif süspansiyon testinde sonuçlar üreme var veya üreme yok şeklinde ifade edilmekteydi (bu testin önemli bir dezavantajı, tek bir canlı mikroorganizmanın olması durumunda dahi, bu mikroorganizmanın buyyonda üreyerek test sonucunu pozitif çıkarabilmesidir). Artık günümüzde canlı kalan bakteri sayısı hesaplanmakta ve başlangıçtaki orijinal inokulumdaki sayıyla karşılaştırılmaktadır. Bu değerler logaritmik olarak ifade edilmektedir (sondaki log değerini başlangıçtaki log değerinden çıkararak), böylece log redüksiyonu (veya mikrobisidal etki) elde edilmektedir. Kalitatif süspansiyon testi öncül test olarak kullanılabilir; bir dezenfektan geliştirilirken preparatın gerçekten antibakteriyel etkisi olup olmadığı ve bu etkinin zaman/konsantrasyon ilişkisi gözden geçirilmiş olur (ancak günümüzde öncül test olarak da süspansiyon testi kantitatif şekilde yapılmaktadır).

Kalitatif bir süspansiyon testi olan Fenol katsayısı testi ise dezenfektanlara duyarlılığı ölçen, eskiden beri iyi bilinen bir test yöntemidir. Bu yöntem, mikroorganizmaya karşı dezenfektanın konsantrasyonu ve temas süresi ile fenolunkini kıyaslama esasına dayanır. Bir süspansiyon testi olup sonuçların kalitatif bir şekilde ifade edilmesi bu testin bir dezavantajıdır. Fenol katsayısı testleri veya diğer kalitatif süspansiyon testleri artık günümüzde pek kullanılmamaktadır. Günümüzde süspansiyon testleri standart olarak kantitatif bir şekilde uygulanmaktadır.

Kantitatif süspansiyon testleri dezenfektanların etkinliğinin değerlendirilmesinde standart olarak kullanılan testlerden biridir. Süspansiyon testlerinin çok sayıda avantajı vardır. Süspansiyon testleri kapasite ve uygulama testlerine göre daha kolaydır, laboratuvarda çok rahat uygulanabilmektedir. Pahalı değildir ve laboratuvarda özel uygulama ve maliyet gerektirmezler. İyi tanımlanmış olup (defalarca) tekrarlanabilir (aynı koşullarda yeniden yapılabilir) testlerdir. Test metodolojisi içinde birçok değişken aynı anda incelenebilir (temas süresi, ısı, mikroorganizma türü, engelleyici maddeler). Potansiyel inhibitör maddeler (organik maddeler, sabun, suyun sertliği vs.) deneye eklenerek bunların etkisi de ortaya çıkarılabilmektedir. Kantitatif süspansiyon testleri günümüzde yapılan dezenfektan test şemaları içerisinde yer alan temel testlerdir. Bu testler genellikle iyi standardize edilmiştir. Süspansiyon testleri ile dezenfektan ürünün hangi kullanım konsantrasyonunda kullanılabileceği (ve ne kadar sürede etki göstereceği) belirlenmiş olur.

Kantitatif süspansiyon testleri ile dezenfektan ürünün bakterisidal, fungusidal etkisi olup olmadığı rahatlıkla öğrenilebilir. Süspansiyon testleri hem ürün geliştirilirken tarama testi olarak kullanılabilir hem de bu test ile hastane suşlarının dezenfektanlara dirençli olup olmadığı kolaylıkla öğrenilebilir. Son yıllarda hastanelerde MRSA, VRE ve multi-dirençli Gram-negatif bakterilerin arttığı göz önüne alındığında bu dirençli suşların dezenfektanlara direncinin artıp artmadığı kantitatif olarak tespit edilmiş olur.

Süspansiyon testlerinin çok iyi standardize edilmiş olmaları en önemli avantajlarıdır, testte 5 log azalma saptanması gerekir. Süspansiyon testlerinde 5 log redüksiyonunu göstermek için başlangıçta dezenfektan ile muamele edilen bakteri sayısını yüksek tutmak gerekmektedir. Başlangıç test süspansiyonu 108 CFU/ml’nin altında olursa, dezenfektan ile muamele sonrası agar plaklarına canlı kalan bakterileri belirlemek için yapılan pasajlarda deney hatası payı büyük olabilir ve yanlış olarak mikroorganizma sayısında 5 log azalma olduğu hesaplanır (böylece dezenfektan aslında etkili olmadığı halde etkiliymiş gibi görülebilir). Bu nedenle başlangıçtaki bakteri süspansiyonu 1x109/ml’nin üzerinde olmalıdır. Farklı mikroorganizmaların 5 McFarland eşeline karşılık gelen süspansiyonları yapıldığında bir millitredeki bakteri sayısının farklı olduğu göz önüne alınmalıdır. En iyisi başlangıç test süspansiyonundaki mikroorganizma sayısının spektrofotometrik ölçüm ile hesaplanmasıdır (109 CFU/ml’lik süspansiyon elde etmek için her mikroorganizma cinsinin farklı absorbans değeri verebileceği unutulmamalıdır).

Süspansiyon testlerinin majör problemi gerçek yaşamdaki uygulama sonuçlarını tam olarak yansıtmamasıdır. Gerçek yaşamda mikroorganizmalar genellikle organik maddelerin biriktiği, kuruduğu yüzeye yapışmış bir şekilde bulunmaktadır. Yani dezenfektanın gerçek yaşamdaki uygulanması sırasında (sprey veya batırma/daldırma şeklindeki uygulama) bu mikroorganizmalar süspansiyon durumuna gelmemektedir (süspansiyon testlerindeki koşullar oluşmamaktadır). Yüzeylere tutunmuş bakterinin süspansiyon durumunda bulunmasına göre dezenfektanlara daha dayanıklı olduğu görülmüştür. Mikroorganizmaların süspansiyon içindeyken dezenfektan tarafından öldürülmesi, onların herhangi bir yüzeydeyken de aynı dezenfektan tarafından öldürüleceği anlamına gelmez. Süspansiyondayken dezenfeksiyon daha kolay olur (dezenfektan ile mikroorganizma. daha rahat temas eder, uzun süre sıvı içerisinde canlı kalır, spontan olarak kuruyup ölmez) ancak yüzeyde bu iş zorlaşır. Böyle bir durumda süspansiyon testleri dezavantaj taşırlar. Süspansiyon testleri bu nedenle gerçek yaşam koşullarını yansıtmamaktadır ve genellikle dezenfektanın/antiseptiğin jermisidal potansiyelini olduğundan fazla göstermektedir. Süspansiyon testleri yüzey dezenefeksiyonunun iyi bir prediktörü değildir. Dezenfektanın kullanımdaki etkinliğinin nasıl olacağı tahmin edilemez, uygulama testleri ile korelasyon göstermeyebilir.

Süspansiyon testleri bu nedenlerden dolayı en iyi olarak dezenfektanların farklı çevresel koşullarda etkili olup olmadığını değerlendiren tarama testleri şeklinde kullanılır. Süspansiyon testleri dezenfektanın antimikrobiyal özelliği olduğunu gösterir, gerçek uygulamadaki aktivitesini yansıtmaz. Ancak buradan elde edilen sonuçlar bir rehber görevi görür ve sahadaki uygulama çalışmalarıyla konfirme edilmelidir. Bu nedenle kapasite testleri ve uygulama testleri geliştirilmiştir (gerçek hayattaki ortamı simüle etmek için ve belli bir alandaki kullanımına yönelik daha spesifik bilgi elde etmek için).

 

III- Kapasite testleri:

Süspansiyon testleri çok uygun testlerdir. Ancak gerçek yaşam koşullarını yansıtmadığından kapasite ve uygulama testleri geliştirilmiştir.

Kapasite testlerinden biri Kelsey-Sykes testidir. Bu testte artan bakteri yükü karşısında dezenfektanın etkinliğinin devam edip etmediğine bakılmaktadır. İlk pasaj yapıldıktan sonra bakteri/dezenfektan karışımına bir kez daha bakteri süspansiyonu eklenir ve ikinci kez subpasaj yapılır. Preparata ardı ardına bakteri eklenmesi dezenfektan kapasitesini azaltır (bu durum dezenfektan solüsyonu içeren bir kovada bulunan paspas örneğine benzer, paspas her kovaya daldırıldığında yeniden kir/bakteri karışımı kovaya eklenmiş olur). Avrupa’da bu testte artan yük olarak mayalar kullanılmaktadır.

Kapasite testinde kirli bir alet dezenfektan içeren bir konteynere konur (veya bir paspas dezenfektan solüsyonu içeren bir kovaya konur) ve belirli sayı/miktardaki kir ve bakteri solüsyona eklenir. Artan yükün varlığında dezenfektanın aktivitesini koruması dezenfektanın kapasitesini gösterir. Kapasite testleri alet dezenfeksiyonundaki uygulama koşullarını iyi simüle ederler.

Kapasite testleri organik kir varlığında yapılmaktadır. Ancak yabancı organik materyal testlerde tam olarak kontrol edilemeyebilir (standardize etmek kolay değildir).

 

IV- Uygulama testleri:

Yüzey dezenfeksiyonu için uygulama testleri ilk kez yaklaşık olarak 50 yıl önce tanımlanmıştır. Gerçek yaşam koşullarını yansıtan bu tür testler daha sonraları temel olarak Almanya’da geliştirilmiştir. Eskiden ülkeler arasında farklı yüzey dezenfeksiyon testleri yapılmaktaydı. Bu testler birbirlerinden bazı detaylarla ayrılmaktaydı. Ancak günümüzde bu testlerin birleştirilmiş ortak bir şekli olan kantitatif yüzey dezenfeksiyon testi (kantitatif taşıyıcı test) uygulanmaktadır. Dezenfektan ürünün değerlendirilmesinde bu testin değişik uygulama koşullarında yapılması istenmektedir (organik yük varlığında, sert su varlığında vs.). Bu tekniklerde aynı test yapısı kullanılmaktadır: bir taşıyıcı yüzey/obje deneysel olarak standart bakteri süspansiyonu ile kontamine edilerek test edilmek istenen dezenfektan ürün bu yüzey üzerine uygulanır ve belli bir temas sonrası canlı kalan bakteri sayısı baştaki bakteri sayısı ile karşılaştırılarak dezenfektanın etkinliği hesaplanır.

Kalitatif taşıyıcı testi en eski testlerdendir. İpek kumaş gibi taşıyıcı bir madde test edilecek mikroorganizma süspansiyonuna daldırılarak kontamine edilir ve taşıyıcı kuruduktan sonra dezenfektana belli bir süre maruz bırakılır; sonrasında da nutrient buyyona kültürü yapılır. Üreme olmaması test edilen ürünün aktivitesini gösterir; üreme olması ürünün etkin olmadığını gösterir. Böylece dezenfektanın etkili olduğu konsantrasyon ve süresi bulunmuş olur. Kalitatif taşıyıcı testinde bakteri yüzeyden alınmaz ve solüsyon içine batırılır. Bu testte canlı bakterileri saptamak için buyyon kullanılması bir dezavantajdır, çünkü bakteri sayısının kesin olarak belirlenmesi dezenfektan testlerinde çok önem taşır. Bu nedenle taşıyıcı uygulama testleri olarak artık kantitatif taşıyıcı testler kullanılmaktadır.

Kantitatif uygulama testleri ile bakterisidal, fungisidal, mikobakterisidal, virusidal ve sporisidal etki ölçülebilmektedir. Bu testler gerçek uygulama ortamında yapılır. Böylece uygulama ortamındaki değişkenlerin etkisi de hesaba katılmış olur. Gerçek yaşam koşullarındaki uygulama testleri, kantitatif süspansiyon testlerinde dezenfektanın zaman/konsantrasyon ilişkisinin hesaplanmasından sonra yapılır. Amaç dezenfektanın önerilen kullanım dilüsyonunun gerçek kullanım koşullarında yeterli olup olmadığını test etmektir. Deneylerin laboratuvar ortamında yapılabilmesi ve iyi standardize edilebilmesi önemli bir avantajıdır. En iyi bilinen uygulama testi kantitatif yüzey dezenfeksiyon testidir. Uygulama testlerinde canlı ve cansız yüzeyler kullanılabilir, el antiseptiklerinin değrelendirilmesinde canlı yüzeyler (parmak uçları) kullanılmaktadır. Bu deneylerde birim test yüzeyi (bir lam, bir kiremit, bir PVC parçası, bir paslanmaz çelik diski, deri, parmak uçları, kumaş) standardize bir test bakteri süspansiyonu ile kontamine edilir ve belli bir süre oda sıcaklığında bekletilerek kurutulur. Daha sonra belirli hacimdeki dezenfektan solüsyonu taşıyıcıya eklenir ve belli bir süre sonunda canlı kalan bakteri sayısı hesaplanır (kontak plak imprinti yapılarak veya yıkanıp, yıkama sıvısındaki canlı bakteriler hesaplanır). Spontan olarak ölen bakterileri hesaplamak için dezenfektan yerine distile suyun kullanıldığı bir kontrol deneyi de yapılmalıdır. Böylece test ve kontroldaki canlı bakteri sayısını karşılaştırarak bakteri sayısındaki azalma kantitatif olarak hesaplanabilir. Uygulama testleri kantitatif olarak yapılmaktadır ancak süspansiyon testlerindeki kadar kantifikasyon yapılmasında güçlükler vardır (süspansiyon testlerinde böyle bir sorun yoktur). Test yüzeyleri pürüzlü hale getirilerek (böylece pürüzlü yüzeylerin mikroorganizmaları koruması sağlanır) daha realistik koşullar sağlanabilir.

Distile suyun testlerde kullanılması bir dezavantaj olabilir, bazı dezenfektanların etkisinin fazla çıkmasını sağlayabilir. Musluk suyu bazı dezenfektanları kısmen inhibe edebilmektedir. Kantitatif süspansiyon testlerinde ürünler distile su ile sulandırıldığında standart sertlikte su ile sulandırılmalarına göre testlerde daha yüksek log redüksiyon faktörüne yol açabilirler. Bu nedenle musluk suyu ile dilüe edilen dezenfektan ürünler test edildiğinde deneylerde de musluk suyu kullanılmalıdır (gerçek yaşamı taklit edebilmek için). Ancak musluk suyundaki suyun sertliği, kimyasal kompozisyonu coğrafi olarak bölgeden bölgeye değişmektedir (bu durum ise bir dezavantajdır).

Kantitatif yüzey taşıyıcı testlerinde de farklı değişkenlerin etkisi (temas süresi, mikroorganizma tipi, organik yük) aynı anda ölçülebilmektedir. Kombine dezenfektan etkinlik uygulamaları da yapılabilir (birçok bakteri suşu aynı anda kullanılarak dezenfektanın bu bakteri karışımına etkisi incelenebilir, böylece gerçek yaşam koşulları yansıtılmış olur). Ancak kombine testin yapılması kolay değildir, daha güçtür. Tek bir mikroorganizmayı test etmeye göre daha komplekstir (daha fazla farklı besiyeri, ekipman, donanım gerektirir), ancak daha realistiktir.

Uygulama testleri organik maddeler varlığında da yapılmaktadır. Kantitatif taşıyıcı testinde birim yüzeye düşen kontaminasyon miktarı arttıkça, aynı mikrobisidal aktiviteyi gösterebilmek için bazı dezenfektanların konsantrasyonunu da arttırmak gerekmektedir. Dezenfektan ajanların etkinliğini test etmede kontamine edici organik/kir maddelerinin bulunması önemlidir. Bu nedenle bir ajanın ideal olandan daha güç koşullarda nasıl etkin olduğu ve kontamine edici maddelerin varlığında mikrobisidal etkinliği de test edilmelidir. Uygulama testlerinde organik maddenin miktar ve yoğunluğu tam olarak belirtilmelidir. Dezenfektanların yüzeylerdeki etkinliği için yapılan testlerde deney modeline göre test sonuçları değişmektedir (canlı bakterileri saptama metoduna göre, dezenfeksiyon metoduna göre, kontaminan organik maddenin varlığı ve miktarına göre).

Yüzeye dayalı testlerin yapılmaları rölatif olarak basittir ve mikroorganizmaların gerçek yaşamda yüzeylere yapıştığı durumları taklit ederler. Kolay olmaları, pahalı uygulama ve gereç gerektirmemeleri ve tekrarlanabilirlikleri gibi süspansiyon testlerindekine benzer avantajları vardır. Yüzey testlerindeki majör problem mikroorganizmaların yüzeyden ayrılıp sayım yapılması sırasında yaşanır, bakterilerin yüzeyden alınması sorundur. Bu işlem imprint yapılarak veya yıkama metodu ile gerçekleştirilir. Yıkama metodu ile mikroorganizmaların ayrılmaları daha kolay olduğu için (ve bakteri sayısı daha kolay hesaplandığı için) bu metod daha çok kullanılmaktadır. Ancak mikroorganizmalar bu sırada letal strese maruz kalırlar. Ayrıca yıkama tekniğinde taşıyıcıdaki tüm bakteriler sayım plaklarına alınamayabilir, böyle durumlarda dezenfektanın etkisi olduğundan daha güçlü gibi görülebilir. İmprint plaklarının kullanılması ile bakterilere letal stres yüklenmez ve yıkamaya göre daha kolay bir yöntemdir, ancak bu teknik yıkama tekniğindeki kadar kantitatif değildir. Mikroorganizmaların dezenfeksiyon testi sonrası yüzeyden zorla alınarak sayım işleminin yapılması aslında ideal bir durum değildir. Bu nedenle in situ olarak mikroorganizma viyabilitesini ölçmek daha iyi sonuç verir. In situ dezenfektan etkinlik testleri geliştirme konusunda çalışmalar yapılmaktadır (vital boyalarla mikroorganizmaların boyanarak mikroskop altında incelenmesi, viyabiliteyi metabolik markırlar aracılığıyla saptamak gibi).

Uygulama testlerinde virusidal etki de bakılabilir. El antiseptiklerinin değerlendirilmesinde parmak uçları ile yapılan kantitatif taşıyıcı deney bu ürünlerin değerlendirilmesinde rutin olarak kullanılmaktadır. Bu tür testlerde virusun inaktive eidildiğinin gösterilmesi gerekir. Bu deneylerde 5 log azalmasına ulaşılması gerekmez, ürünün virus infektif titresini kontrole göre anlamlı bir şekilde azaltması gerekir (en az 3-4 log). Bu deneyler de serum, müsin gibi organik yük varlığında yapılmalıdır.

Uygulama testlerinde, preparatın önerilen uygulama koşullarında (yüzey dezenfeksiyonunda, el dezenfeksiyonunda vs.) aktif olup olmadığı test edilmiş ve belirlenmiş olur. Ancak taşıyıcı testlerinin standardizasyonunun zor olması bir dezavantajdır. Taşıyıcı üzerinde kurutulmuş olan test bakteri sayısının standardize edilmesi zordur. Kurutulma süresince taşıyıcı üzerinde canlı kalan mikroorganizma sayısı her zaman sabit olmamaktadır. Kurutulma işeleminin kendisi dezenfektana gerek kalmadan bakteriyi öldürebilmektedir.

 

KAYNAKLAR:

1- Best M., Springthorpe VS., Sattar SA. Feasibility of a combined carrier test for disinfectants: studies with a mixture of five types of microorganisms. Am J Infect Control, 1994; 22: 152-162.

2- Block C., Furman M. Association between intensity of chlorhexidine use and microorganisms of reduced susceptibility in a hospital environment. J Hosp Infect, 2002; 51: 201-206.

3- Bloomfield SF., Arthur M., Looney E., Begun K., Patel H. Comparative testing of disinfectant and antiseptic products using proposed European suspension testing methods. Lett Appl Microbiol, 1991; 13: 233-237.

4- Bloomfield SF., Looney E. Evaluation of the repeatability and reproducibility of European suspension test methods for antimicrobial activity of disinfectants and antiseptics. J Appl Bacteriol, 1992; 73; 87-93.

5- Gibson H., Elton R., Peters W., Holah J.T. Surface and suspension testing: conflict or complementary. Int Biodeter & Biodegrad, 1995: 375-384.

6- Goroncy-Bermes P. Investigation into the efficacy of disinfectants against MRSA and vancomycin-ersistant enterococci. Zentbl Hyg Umweltmed, 1998; 201: 297-309.

7- Gröschel DHM. Disinfectant testing in USA. J Hosp Infect, 1991; 18 (Suppl A): 274-279.

8- Holah JT., Lavaud A., Peters W., Dye K.A. Future techniques for disinfectant efficacy testing. International Biodeterioration & Biodegradation, 1998; 41: 273-279.

9- Koljalg S., Naaber P., Mikelsaar M. Antibiotic resistrance as an indicator of bacterial chlorhexidine susceptibility. J Hosp Infect, 2002; 51: 106-113.

10- Miner N. Principles to guide international standard tests for liquid chemical germicides: a proposal. J AOAC Int, 1999; 82: 669-675.

11- Mosteller TM., Bishop JR. Sanitizer efficacy against attached bacteria in a milk biofilm. J Food Protect, 1993; 56: 34-41.

12- Peters J., Spicher G. Model tests for the efficacy of disinfectants on surfaces IV. Zent.bl. Hyg. Umweltmed., 1998; 201: 311-323.

13- Reybrouck G. The assessment of the bactericidal activity of surface disinfectants III. Practical tests for surface disinfeciton. Zbl Hyg, 1990; 190: 500-510.

14- Reybrouck G. International standardization of disinfectant testing: is it possible? J Hosp Infect, 1991; 18 (Suppl A): 280-288.

15- Reybrouck G. The assessment of the bactericidal activity of surface disinfectants V. Correlation of the tests with practice. Zbl Hyg, 1992; 192: 438-446.

16- Reybrouck G. The testing of disinfectants. International Biodeterioration & Biodegradation, 1998; 41: 269-272.

17- Rutala WA. Disinfection and sterilization of patient-care items. Infect Cont Hosp Epidemiol, 1996; 17: 377-384.

18- Sattar SA., Abebe M., Bueti AJ., Jampani H., Newman J., Hua S. Activity of an alcohol-based hand gel against human adeno- , rhino-, and rotaviruses using the fingerpad method. Infect Control Hosp Epidemiol, 2000; 21: 516-519.

19- Traore O., Springthorpe VS., Sattar SA. Testing chemical germicides against Candida species using quantitative carrier and fingerpad method. J Hosp Infect, 2002; 50: 66-75.

20- Wilson JA., Margolin AB. The efficacy of three common hospital liquid germicides to inactivate Cryptosporidium parvum oocysts. J Hosp Infect, 1999; 42: 231-237.2